Uzun zamandır beklediğim, Cüneyt ARKIN’dan sonra tarihimiz ile ilgili çekilen ilk film. İlk fragmanı izlediğimde “evet bu sefer oldu” dedim film için. Çünkü görsel efektler, kurgu falan çok iyi görünüyordu. 16 Şubat 14:53 ü bekledim sabırsızlıkla ama 19 şubatta gittim sinemaya
(neden şimdi yazdığımı bende bilmiyorum) anca müsait oldum ve yer buldum. Gittiğim sinemanın en son seansına yer buldum ve maalesef önden 2. sıraya oturmak zorunda kaldım. Direk konuya girmek istiyorum fakat yazmadan edemeyeceğim. En ön ve bir arkasında ki koltuklara oturmak çok büyük bir eziyet. Film boyunca havaya bakıyorsun çünkü.
Aşağı yukarı şöyle bir durum.
Blog yazmaya başladığımdan beri istediğim bir şeydi “misafir blogculuk” adının tam olarak bu olduğunu bilmiyordum ama derinlerde bir yerlerde hissediyordum
Son olarak bir yazıma yorum yapan sevgili Serdar KARA’nın Blog Hocam isimli blogunda rastladığım “Misafir Blogculuk” e-kitabını görünce istediğimin tam böyle bir şey olduğunu gördüm. Yabancı bloggerların eskiden beri yaptıkları bir olay bu. Burada sadece yazılan blog değil, yazar, o yazarın sahip olduğu blog ve kullanıcılar kazanacaktır. Ayrıca Türk bloggerlar, yabancılar kadar birbirlerini desteklemiyorlar. Serdar KARA’nın yazmış olduğu mini e-book’u paylaşarak sözü ona bırakıyorum, bir blogger olarak kendisine bu çalışmasından ve ilgisinden dolayı teşekkür ediyorum.
E-book
Download: http://www.box.com/s/2c6kg5rsoiyuu2mkve7n
Yıl olmuş 2012 hala nette gezerken linklere çift tıklayanlar var, facebook’a girmek için google’ a “fesbuk” yazanlar var, facebook’ta hasta bir bebeğin resmini paylaşarak facebook’un o çocuğa para ödediğine inananlar var…
Son yıllarda bilişim ve internet sektörü son hızla yükselirken, hala “onlar gavur icadı ulan” diyerek bunlara yabancı kalan insanlarımız var. Bu insanların büyük çoğunluğu 40 yaş ve üstünü oluşturan amcalarımız, dayılarımız, halalarımız hatta anne ve babalarımız…
Şu anda gürül gürül çalışan kombinin vermiş olduğu sıcakla sıcak koltuklarınızdan bu yazıyı okurken doğalgazın hiç farkında olmayacaksınız ve ne kadr önemli olduğunu pek algılayamayacaksınız.
Ama 170.000 TL para vererek aldığınız 3+1 evde doğalgaz olmadığı için kıytırık bir elektrikli soba ile ısınmak zorunda kaldığınızda ve kettle ile su ısıtıp banyo yapmaya çalıştığınızda doğalgazın aslında ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu çok iyi anlayacaksınız. Mekanik işleri yapan bir mühendislik firmasında çalıştığım için her gün doğalgazın kıymetini anlayan yüzlerce insan ile muhatap oluyorum hepsinin cümlesi ortak -Gazı ne zaman açacaksınız? donduk evde!
Müteahhit firmanın inşaata başlarken daire teslimatlarını kış aylarına denk getirmesi ne büyük bir bahtsızlık. Çünkü doğalgazın açılması için ilk olarak daire sahibinin abonelik yapması gerekiyor, daha sonra projesinin çizilip İGDAŞ mühendisleri tarafından incelendikten sonra

Bir zamanlar kendime has üslubumla yazdığım bloğumun gün geçtikçe resmi bir dille yazılmaya başlandığını farkettim yazdıklarımı gözden geçirince. Evet çevre baskısı, insanlara beğendirme çabası vs. vs gibi konular gerçek hayatta dünyamızı mahvettiği gibi sanal ortamda da öyle oluyormuş. Harbiden öyle lan!
Neyse sevmem böyle konuşmaları ben ne yaparsam en güzelini yaparm efendim, yapıyorsam vardır bir bildiğim. Hem blogumda bir şeyler öğretme çabasında da değilim şu an burası benim günlüğüm olum!
Neler oluyor hayatta?
Hayatta çok güzel şeyler oluyor. Her sabah uyandığımda güneşi görebiliyorum, insanlara gülümseyebiliyorum, sabah kahvaltısının ardından büyük bir keyifle sigaramı içebiliyorum daha ne olsun ki. Hayat çok güzel.
Neler oluyor hayatta?
Hayat çok kötü olum. Her sabah daha güneş tam doğmadan uyanıyorum, günüm hep insanların asık yüzlerini görerek geçiyor, adam gibi sabah kahvaltısı da yapamıyorum öfff bu ne biçim hayat lan?